Özge Zeki‘nin hazırladığı “Mutluluğun İzindeki Sohbetler” programının yeni konuğu “Duyguların Frekansları ve Beden Üzerindeki Etkileri” kitabının yazarı, Büşra Nazlan Üregül.
Bu hafta “Mutluluğun İzindeki Sohbetler”de, Özge Zeki, meslektaşı ve gazeteci-yazar Büşra Nazlan Üregül’ü ağırladı. Uzun yıllardır medya sektöründe önemli röportajlara imza atan ve kendi YouTube kanalında içerikler üreten Üregül, bu kez konuk değil, röportaj veren taraf olarak izleyici karşısına çıktı. Sohbetin ana odağını, Üregül’ün yeni çıkan kitabı “Duyguların Frekansları ve Beden Üzerindeki Etkileri” oluşturdu.

Sohbetin açılışında Büşra Nazlan Üregül, kitabının yazılış hikayesini samimi bir dille anlattı. Konulara olan ilgisinin temelinin, kuantum fiziği, frekanslar ve bilinçdışı kavramlarının henüz popüler olmadığı yıllarda bu konuları konuşan anneannesi sayesinde atıldığını belirtti. Anneannesinin “Her şeyin bir frekansı var” ve “Nazlan’ı incitmeden sev” gibi sözlerinin çocukluk zihninde bir kod gibi yer ettiğini söyledi. Kitabı yazma fikrinin ise, etrafta bu konularla ilgili artan bilgi kirliliğine bir tepki olarak değil, kendi uzun yıllar süren kişisel gelişim yolculuğunun, okumalarının ve deneyimlerinin doğal bir sonucu olarak ortaya çıktığını vurguladı. Üregül, kitabın bir “yaşam koçluğu” vaadiyle değil, kendi pesimist ruh halinden farkındalıkla çıkış hikayesini anlatarak okuyucuya samimi ve yol gösterici bir perspektif sunmayı amaçladığını ifade etti.
Programda, kitabın temel kavramlarından biri olan duyguların frekans değerleri masaya yatırıldı. Üregül, notlarından okuduğu bilgilere göre utancın 20 GHz gibi düşük bir frekansta titreşirken, sevginin 500, huzurun ise 600 GHz’e kadar çıktığını paylaştı. Bu frekans skalasında 250 GHz’deki “tarafsızlık” halinin, dengede kalmayı ifade eden kritik bir eşik olduğunu belirtti. Yüksek frekanslara ulaşmanın anahtarının ise farkındalıktan geçtiğini söyleyen Üregül, kişinin önce mevcut duygusunu kabul etmesi gerektiğini, direnç göstermenin veya reddetmenin durumu daha da pekiştirdiğini anlattı. Düşük frekanstaki bir duyguyu dönüştürmek için nefes teknikleri, meditasyon, dua etme ve klasik müzik dinleme gibi pratik önerilerde bulundu. Özellikle klasik müziğin 450 Hz ve üzeri frekansıyla kişide huzur ve dinginlik yarattığını, oysa günümüz pop müziğinin aynı etkiyi yaratamadığını gözlemlediğini paylaştı.

Sohbetin ilerleyen dakikalarında bilinç halleri ve beyin dalgaları ele alındı. Üregül, çoğu insanın gündelik hayatta stres, kaygı ve endişeyle karakterize olan “beta frekansında” yaşadığını söyledi. Daha sakin ve yaratıcı olan “alfa” ve “teta” frekanslarına geçiş için düzenli meditasyonun önemine dikkat çekti. Özellikle uykuya dalarken veya uyanırken girilen teta halinde bilinçaltına olumlu telkinler vermenin çok etkili olduğunu belirtti: “Uykuya dalarken hep güzel şeyleri düşünerek dalıyorum. Beyin, gerçekle hayali ayırt edemediği için o frekansta kodladığın şeyler üzerinde çalışıyor.”
Programın en dikkat çekici bölümlerinden biri de “kalp ve zihin uyumu” konusuydu. Büşra Nazlan Üregül, modern bilimin de onayladığı gibi kalbin beyinden daha güçlü bir elektromanyetik alana sahip olduğunu hatırlattı. Bir şeyi arzularken zihnin (mantığın) “bunu başaramam, bu mümkün değil” gibi olumsuz cümleler kurmasının, kalbin yaydığı yüksek frekanslı enerjiyi bloke ettiğini anlattı. Gerçek değişimin, kalbin hissettiği ile zihnin düşündüğü aynı hizaya geldiğinde, yani kalp-zihin uyumu yakalandığında mümkün olduğunu vurguladı. Bu uyumu sağlamanın yolunun ise olumlama, şükür ve nefes gibi pratiklerle beyni “terbiye etmekten” geçtiğini söyledi.
Özge Zeki’nin gündemdeki kötü olayların kişinin frekansına etkisini sorması üzerine Üregül, kişisel bir deneyimini paylaştı. Ergenlik döneminde bir psikoloğun tavsiyesiyle haber izlemeyi bıraktığını ve bu sayede ruh sağlığını koruduğunu belirtti. Herkesin kendi sınırlarını çizmesi gerektiğini vurgulayan Üregül, “Neye bakarsan onu görürsün. Sürekli vahşet ve korku izlersen, beynin de dış dünyada sürekli onu görmeye başlar” dedi. Dünyada artan kaos ve kötülüğe rağmen, insanlığın bilinç seviyesinin de aynı hızla yükseldiğine inandığını ifade etti. Bir topu suyun dibine bastırıp bırakınca fırlaması gibi, insanlığın da en dibe vurduktan sonra yükseleceğine dair umutlu bir perspektif sundu.

Son olarak affetmenin gücüne değinen Üregül, affetmenin karşı taraf için değil, kişinin kendi iç huzuru için yapılması gereken bir eylem olduğunu söyledi. Affedemediği insanlara duyduğu öfkenin kendi enerjisini tükettiğini fark ettiğini belirterek, “Affetmek, ‘senin için hiçbir şey hissetmiyorum, benim için yoksun’ diyebilmektir” şeklinde güçlü bir tanım yaptı.






























